301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
27 Ocak 2017 - Cuma 11:56
 
Bir Türk ve Bir Japon
Özhan Mete
ozhanmetechp@gmail.com
 
 

Bir Japon dostumuz İstanbul’da geçirdiği bir haftanın sonunda Türkiye ve Türk insanları ile ilgili izlenimleri sorulduğunda şunları söylüyor; 

"Türklerin evine gittiğinizde, tanımasalar da buyur ediyorlar. Siz oturmadan kimse oturmuyor. Siz sofraya geçmeden kimse geçmiyor. En iyi yere sizi oturtuyorlar. Siz yemeğe başlamadan kimse başlamıyor. Zorla her yemekten tattırıyorlar. Siz kalkmadan kimse, evin çocuğu bile sofradan kalkmıyor. Çay, kahve, meyve, ikram bitmiyor. Herkes sizi rahat ettirmek için uğraşıyor.Kumandayı elinize veriyorlar.. Sırtınıza, altınıza yastık konuyor. Yorgunluktan ölseler bile siz kalkmadan kimse gidip yatmıyor. Gitmeye yeltendiğinizde bu kez bırakmıyorlar. Yataklarını veriyorlar, kendileri kanepede, koltukta yatıyor."

"Sonra evden çıkıyorsunuz aynı adamlar 180 derece değişiveriyor. Herkes arabasını üstünüze sürüyor. Arabanın burnunu çıkarmazsanız kimse yol vermiyor. Kornalar, küfürler. şerit değiştirmek bile mümkün değil. Yayaysanız ışık olmayan bir geçitten mümkünü yok geçemezsiniz. Evde öyle, arabada böyle, nasıl oluyor? Bu işi çözemedim..! "

...
Ülkemize ziyarete gelen yabancıların karşılaştıkları bu ikilemi, geçmişte yaşanan olaylar, siyasetler ve bunların sosyolojik sonuçları ile anlatabiliriz. 

Japonya 2 nci Dünya Savaşı'nda yaşatılan acı ve zalim emperyalist saldırısına hedef olmuş, Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan Atom Bombaları sayesinde yüzbinlerce sivil ve masum insan katledilmişti. Birkaç katıda sakat kalmıştı. O zamanki dünya nüfusuna göre bu oldukça ciddi bir rakamdı. Buna rağmen Japonya büyük bir iç dayanışma ile tekrar ayağa kalkmasını bilmiştir. Daha sonrada Emperyalist Batılı Ülkelere karşı Silah gücüyle üstünlük sağlamanın mümkün olmadığını anlayıp ancak ekonomi ile batı emperyalizmini yenebileceklerini görmüşlerdir. Nitekim 1945 yılından sonra savaş yaralarını sarıp, ekonomik olarak çok çalışıp, kendilerini geliştirerek emperyalizmi ekonomi ve sanayi alanında yenmiş, kendi kurallarını koymuşlardır. 

İşte bu nedenle bir Japon Yurttaşı Gelenekleri neyse evindede, sokaktada aynı davranışları sergiler. Zira sosyal ve bireysel özgürlüğe sahiptir. Yaşamlarını başka Ülkeler belirleyemez, yönlendiremez.

Türkiye ise Japonya'nın tersine olarak, onlardan daha önce İstiklal Savaşı vermiş, Kurtuluşu yakalamış, batılılara peşkeş çekilen toprakları geri almıştır. Tabiki bunlarla birlikte yine o zamana kadar Türk Halkının Osmanlı Saltanatınca yitirilen hak, özgürlük ve onurlarıda geri alınmıştı. Savaşta yenilen emperyalistler Türk topraklarından kaçarken söyledikleri tek bir söz vardı. "Şimdilik kaybettik ama tekrar geri geleceğiz".

Ve tekrar geldiler ama bu sefer silahla değil, ekonomik güçle geldiler.

Atatürk'ün sıcak savaştan sonra üzerinde durduğu en önemli tehlike buydu. Zaten dahiliği burdaydı. Bu seferde Ülkeye ekonomi ile geleceklerini o zamandan biliyordu. İşte ömrü yettiğince yapmaya çalıştığı mücadele bu yöndeydi. Çağdaş Devrimler hep bu nedenle yapılmıştı. Sosyal hayatımızı onlara uydurabilirsek daha iyi bir "iletişim ve entegrasyon" ile "tarım" toplumundan "sanayi" toplumuna daha çabuk geçebilirdik. "Yurtta Sulh Dünyada Sulh"un nimetlerinden ancak böyle faydalanabilirdik.

Yani savaşla tam bağımsızlık kazanan bir Türkiye ancak bağımsız bir ekonomi ile muasır medeniyetler seviyesine çıkabilirdi.


Ancak onun ölümünü fırsat gören emperyalistler Ülkeye tekrar geldiler. Atatürk Orduları'nı yenemeyeceğini bildiklerinden bu sefer ekonomi ile döndüler. Hemde en acımasızı olan Kapitalizm ve sonrası Liberal ekomomilerle Ülkeyi teslim alıp, köşeye sıkıştırdılar. Şu anda ekonomik olarak Devleti yani Halkı kendilerine bağlamış durumdalar.

Tabiki Atatürk'ün ölümüyle başlayan bu süreçte Türkiye Cumhuriyeti bir Hukuk Devleti olduğuna göre, bunun birde Hukuksal alt yapısı olmalıydı. Bunuda çok partili rejime geçildiğinde, o zamanki sağ DP iktidarına 1924 Kuruluş Anayasa'sını deldirmek isterlerken iş kazası oldu ve 1960 darbesine tosladılar. Çok partili rejime göre uyarlanan ve daha demokratik olan 1960 Anayasası yapıldı. Ama yine rahat durmadılar, bu Anayasa'da işlerine gelmedi. Ekonomik bağımlılığın getirdiği siyasi sıkıştırmalarla 1980 darbesine neden olup, 1982 Anayasa'sı ile işi kitabına uygun hale getirerek bugünlerin temelini attılar.                                                                                                                                                                                    

Tüm bunların neticesi olarak Türk toplumunda tam istedikleri gibi dayatmacı, antidemokratik bir sosyal yaşam tarzı ile baskıcı bir Devlet yapısı oluşturdular. Şimdi ise son darbeyi vurmak üzere Başkanlık Sistemi ve Rejim değişikliğini dört gözle bekliyorlar.


Bütün bunlar yaşanmışken, Türkiye üzerinde içerdeki maşaları sayesinde emperyalist baskılar varken, insanlar evinde buldukları huzuru, dışarda yaşayamazken, evlerinde Türk Demokrasisi, dışarda ise ithal ve dayatma Emperyalist Bürokrasisi varken. Bu ikilem içinde evinde ve dışarda farklı davranış göstermeleri normaldir. Evlerinde gerçek Türk toplumunun örf ve adetlerini, dışarda ise dayatılan ve mecbur bırakılan her an isyana açık bir hayatı yaşıyorlar.

Şimdi Japon dostumuz bugünkü Türk toplumuna şaşırmamalıdır. En azından şunu düşünmelidirki kendi toplumunda bir siyasetçi en ufak hatasından dolayı istifa, sebep olduğu daha büyük bir yanlıştan dolayı kendisine hara-kiri yaparak intihar edebiliyor. Atalarından aldığı genlerine göre, geleneklerine bağlı olarak ne gerekiyorsa onu yapıyor.

Bizde ise hata yaptıkça koltuklarına, yanlış yaptıkçada hayatlarına daha çok yapışıp, sarılıyorlar. Zira emperyalistler öyle istiyorlar. Ülke aleyhine kendi lehlerine hata ve yanlışlara devam etmesini istiyorlar. Hatta halka ters gelsede arkasında durarak destek veriyorlar. Halkı ve Parlamento'yu muhatap almak işlerine gelmiyor. Nitekim Ülkeyi yönetenler biraz baş kaldırdıklarında tepelerine balyoz gibi inerek geri adım attırıyorlar. Bunla ilgili onlarca örnek verebiliriz.  

Siz hiç Batılı emperyalistler, AB Üyesi Ülkeler ile Okyanus ötesinden Yeni Anayasa ile oluşacak olan Türkiye'deki Rejim değişikliği hakkında bir eleştiri yada yorum duydunuz mu? Duyamazsınız. Zira onların istediğide bu tür bir yönetim sistemidir. Yani Arap ve Ortadoğu Ülkeleri ile Muz Cumhuriyetlerine layık görülen "tek adamlık". Bu nedenle Referandum'da Halkı etkileyip, işi bozmak istemiyorlar.

Neden Halkı karşılarına alıp, Türk toplumunu temsil eden Parlamento ile muhatap olsunlar ki? Neden bir kez daha tezkere çıkarmak sorun olsun ki? Tek adamla uğraşırlar yarın işlerine gelmezse o kişiyi indirip aynı "Başkanlık Sistemi" ile yerine istedikleri başka birisini ve kadroları getirirler.                                 

Olduda Başkan buna direndi diyelim. O zamanda Arap Baharı'nda Irak, Mısır, Libya ve Suriye ile diğer Muz Cumhuriyetleri'ne yaptıkları gibi operasyona girişirler. Türkiye'ye değil başındaki kişiye savaş ilan ederler vs. Yani hedefteki daima kolay lokma olarak Devletin başında kim varsa o kişidir. Büyük Savaşlar yerine nokta atışları ve taşeron örgütlerle işi bitirirler.

Sevgili Japon dostumuz; işte Türk Halkının evde ve dışarda birbirinden farklı iki hayat yaşamaları ile farklı davranış sergilemelerinin sebebi her gün bunlarla yaşamak zorunda kalmalarıdır.

 
Etiketler: Bir, Türk, ve, Bir, Japon,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
07 Aralık 2020
Asgari Ücret ve Corona İlişkisi...
28 Ekim 2020
Cumhuriyet'in 97 nci Yılı Ve Türkiye...
16 Ekim 2020
İttifak İçine Girebilmek İçin Önce HDP Değişmelidir.
03 Ekim 2020
CHP'de Klavye Kabadayılığı
25 Temmuz 2020
CHP 37. Olağan Kurultay'ı.
30 Haziran 2020
CHP Kurultay'ları Ciddiye Alınmalıdır.
05 Haziran 2020
Amaç CHP'yi Karıştırmak HDP'yi Kışkırtmak.
13 Mayıs 2020
Ülke Ekonomileri ve Virüs İlişkisi.
02 Mayıs 2020
Corona Devam Ediyor Peki Siyaset Ne Yapıyor?
26 Nisan 2020
Covit-19 ve Aklıma Takılanlar...
22 Mart 2020
Sadece "yasak" getirmekle olmuyor...
31 Ocak 2020
Vah Vatandaşım Vah..!
25 Aralık 2019
Kanal İstanbul..!
31 Ekim 2019
Cumhuriyet'in 96.Yılı ve Değişen Siyasi Dengeler
30 Eylül 2019
İstanbul Depremi ve Siyaset Gündemi
10 Ağustos 2019
Kaz Dağları, Yabancı İşgali ve Çevre Katliamı...
30 Temmuz 2019
Suriye'li Göçmen Sendromu..!
25 Haziran 2019
Büyük Zafer İstanbul ve Türkiye'ye Hayırlı Olsun
10 Haziran 2019
Nerede Kalmıştık?
13 Mayıs 2019
Herşey Çok Güzel Olacak
20 Nisan 2019
İstanbul'da İş Bitti Tekrar Seçim Çok Düşük Olasılık...
01 Nisan 2019
Zafer Dürüstlük ve Samimiyetle Çalışanlarındır
18 Şubat 2019
CHP'deki Başarı Atamalardaki Adalete Bağlı
21 Ocak 2019
Sorun..! Cumhuriyet Tarihinin En Düşük Halk Desteği.
27 Aralık 2018
2019'a Beş Kala Türkiye
26 Kasım 2018
Yerel Seçimlere 4 Ay Kala Siyasetin Durumu
28 Ekim 2018
Yerel Seçimlerde AKP Zorda, CHP Avantajda.
21 Eylül 2018
Yerel Seçimler Öncesi CHP'de "ön seçim" Tartışmaları.
28 Ağustos 2018
Büyük Taarruz ve Zafer'in 96. Yılında Türkiye
02 Ağustos 2018
CHP'de Genel Başkanlardan Önce Zihniyetler Değişmelidir
21 Temmuz 2018
CHP'de Zamansız Kongre Girişimleri
28 Haziran 2018
İkinci Tura Kalacağı Umutla Beklenen Başkanlık'ta Sürpriz..!
08 Haziran 2018
OHAL ve Topal Demokrasi ile Gidilen Seçimler
26 Mayıs 2018
Türkiye`de Gerçek Demokrasiye 30 Gün Kala
04 Mayıs 2018
CHP Adayı ve Başarılı İttifak Süreci
23 Nisan 2018
23 Nisan'da CHP'nin Demokratik Özverisi
03 Nisan 2018
Türkiye'nin Durumu ve Seçimler
21 Mart 2018
CHP'de Örgüt Beklentisi Dışında Bir Tüzük
18 Şubat 2018
CHP’de Çok Önemli Tüzük Kurultayı
09 Şubat 2018
CHP'de 36 ncı Kurultay Yorumum ve Örgütün Beklentileri
25 Ocak 2018
Afrin Harekatı ve CHP Kongresi...
16 Ocak 2018
Kadıköy'ün İstanbul Olduğu Gerçeği ve İl Kongresi...
14 Aralık 2017
Farklı Gündemler Yaratıp, Bundan Medet Umanlar
22 Kasım 2017
Dereye Düşenlerin Tutunacak Dal Arayışı...
29 Ekim 2017
Cumhuriyetimizin 94. Yılını Kutlarken
19 Ekim 2017
AKP Her Geçen Gün Eriyor CHP ise Yükseliyor
21 Eylül 2017
Bu Kongrelerin Önemi Çok Büyük
28 Ağustos 2017
CHP’de Kongreler ve Seçimler Süreci Başlıyor
25 Temmuz 2017
Cemaat, Tarikat ve Biatçılıktan Ders Çıkarmak
10 Temmuz 2017
Adaleti Sevmeyenlere İlk Uyarı Başarıldı
25 Haziran 2017
#Adaletsiz Siyaset Olmaz
14 Haziran 2017
CHP'de Bir Dürüstlük Sembolünü Anarken
25 Mayıs 2017
Kurucu Parti Sıfatını Korumak ve Halka Güven Vermek
05 Mayıs 2017
Yüzde 49'un Başkan Adayları ve CHP'nin Misyonu
22 Nisan 2017
Muhalefeti Güçlendiren Bir Referandum ve CHP
06 Nisan 2017
Referandum'mu yoksa Genel Seçim mi?
10 Mart 2017
Mehter Marşıyla Gelip İzmir Marşıyla Gitmek
12 Şubat 2017
Yeni Anayasa İçin Referanduma Giderken
04 Ocak 2017
Umut Beklenen Yeni Yıl'da Yine Kan ve Terör
21 Aralık 2016
Terörün adı istihbarat mı yoksa Feto zafiyeti mi?
22 Kasım 2016
Başkanlık Sistemi, Referandum ve CHP
30 Ekim 2016
Cumhuriyet'in 93 ncü Yılında Türkiye
07 Ekim 2016
Çete Mücadelesi mi? Muhalif Tasfiyesi mi?
26 Ağustos 2016
Darbe ve Feto Çetesinden Medet Uman Sözde Demokratlar
14 Ağustos 2016
Darbecilere Karşı Kesin Duruş Ancak İade-i İtibarla Olur.
10 Ağustos 2016
Ulusal Birliktelik Çok Güzel...Ya sonrası...
01 Ağustos 2016
Cemaat Ayaklanması ve Bursa Nutku
17 Temmuz 2016
Bu Seferde ''DARBENEKON'' olmasın
09 Temmuz 2016
Bir Aylık Ayrılık ve Hasret Bitti
06 Haziran 2016
CHP'de "Çoban Ateşi" İkinci Ayak İstanbul
29 Mayıs 2016
Kıvırmanın kolayı: Bilmiyordum, Bilmiyorduk
17 Mayıs 2016
CHP'de Yenilenme Çabaları ve Edremit Mitingi
07 Mayıs 2016
Hangi Hakkın Helali?
27 Nisan 2016
23 Nisan Demokrasi Yolunu Açan Sivil Bir Devrimdir
19 Nisan 2016
Dokunulmazlık Çelişkisi
11 Nisan 2016
Bekaroğlu ve Ensar Vakfı
01 Nisan 2016
1 Nisan ve İnsan Hakları
17 Mart 2016
İlan Edilmemiş "Olağanüstü Hal"
12 Mart 2016
Validebağ'da Hayvansal Vahşet..!
29 Şubat 2016
İBB'nin Kadıköy İçin Siyasi Ve Rantsal Kararı
21 Şubat 2016
CHP'de Birbirine Tahammülsüzlük Neden?
09 Şubat 2016
Laiklik, Terör ve Köy Enstitüleri
27 Ocak 2016
Şimdide CHP'de Atatürk Posteri Polemiği
20 Ocak 2016
CHP'de Kurultay'ın Ardından
12 Ocak 2016
Büyük Kurultaya Giderken
03 Ocak 2016
Sn.Cemal Canpolat İstanbul'u Neden ve Nasıl Kazandı?
29 Aralık 2015
CHP İstanbul İl Kongresi Ardından
22 Aralık 2015
CHP'de Makas Aralıkları Daralıyor
13 Aralık 2015
CHP Kadıköy Seçimlerine Belediye Damgası
20 Kasım 2015
Delege Sistemi Kaldırılmalıdır
05 Kasım 2015
CHP Neden? Seçimi Kaybetti...
02 Kasım 2015
Acı Veren Sonuç ve CHP'de Yapılması Gerekenler
29 Ekim 2015
92'nci Yıl Kutlanmaya Çalışılırken
12 Ekim 2015
Geliyorum Diyen Katliam ve İnsanlık Dramı
03 Ekim 2015
Öncelikle "BARIŞ" ın Adı Konmalıdır
15 Eylül 2015
"CHP Emekçi Kendi İç Dinamiklerine Sahip Çıkmalıdır"
29 Ağustos 2015
Yine Kutlama Yasağı ve Sözde Açılım
21 Ağustos 2015
AKp'nin İstediği Ortam Yaratılıyor.
13 Ağustos 2015
Yangını Söndürecek Tek Çözüm 4 lü Koalisyon
23 Temmuz 2015
Beklenen Sonuç ve Dinmeyen Gözyaşları..!
10 Temmuz 2015
Chp'ye Utanmazca "Dinsiz Parti" Yakıştırması
05 Temmuz 2015
"Ülküsünü İnkar Eden Zavallı Bir Siyasetçi"
29 Haziran 2015
Chp-Akp koalisyonu kolay Gerçekleşmez....
18 Haziran 2015
Sn.Bahçeli..! Aklını Başına Al ve İyi Düşün....
10 Haziran 2015
Sonuç: Nafile Koalisyon yada Erken Seçim...
31 Mayıs 2015
31 Mayıs, Gezi Parkı ve Siyaset
29 Mayıs 2015
CHP Seçimlerden 1 nci Parti Çıkabilir...Ancak..!
23 Mayıs 2015
CHP'nin Başarısı Bir Başka Partiye Bağlı Değildir.
15 Mayıs 2015
CHP İstanbul Son Hızla Çalışıyor
Haber Yazılımı